name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=243" id="ctl00">AnasayfaHakkındaKitaplarıRöportajlar
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=243" id="ctl00">
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=243" id="ctl00">

ŞİİR GÜNDEMİN NERESİNDE?

Doğrusu, bu soruyu yöneltirken ben de bazı kaygılar ve çekinceler yaşıyordum. Öyle ya, yaşamın, duyarlılıkların ve belki de geleceğin yönsemelerini ya da asıl yanınıdizelerde atomizeeden şiir ile karmaşıklığın süregeldiği somut hayatın barı­şık olduğu yer neresiydi? Böyle bir yer var mıydı? Sürekli istikrarsızlıkgösteren toplumsal hayatın, bir ölçüde şiir için handi­kap oluşturduğunu söylemek mümkün. Bu tuzağa düşenler ise sadece 'acemiler' değil, kimi kez de 'ustalar'. Bu şairler, günceliyazmak adına çoğu kez popüler olanak­tarmakla sınırlı kalıyorlar. Nefesleri ötesine yetmiyor.

Popüler olan'm hangi tarihsel atmosferiçinde sunulduğu takdirde kalıcıola­bileceğini hesaplamak, elbette bir matematik problemi kadar yoracaktır şairi. Ama görülüyor ki, bu 'yorgunluğu' zihnen yaşayamayanlar birkaç yıl içinde tökezlenip gidiyor!

Bakın bir zamanların 'ilâhı' Nevzat Çelik'e. O'ndan geriye ne kaldı, Ahmet Kaya'nın arabeskleştirdiği "Beni burada arama anne/Kapıda adımı sorma" dizelerinden başka? Oysa Nevzat Çelik cezaevinden çıktığı haftalarda Türkiye'nin yaşadığı en uzun imza günü kuyruklarına tanık olmuştuk. Çelik'in adı, 'mücadelenin' adıyla öz­deşleşmişti sanki.

Ama, o acemi şiirler, popülerliğe fazlaca yaslandıkları için çabucak eskidi­ler.

Bu konuda barometresini en iyi ayarlayan ve şaşmaz biçimde güncelin içinden tarihselolan'ı çekip çıkaran şair ise Can Yücel'dir. Can Yücel'in popüler olan konuyu açıkça yeğleyip şiirlerinde yansıtması bir riskti kuşkusuz; ancak deneyimive kuramsal açıdan ayaklarının yere sağlam basması, O'nu kalıcı kıldı, kılıyor.

Bugün benzer yanlışlıklara, haydi 'yanlışlık' demeyelim, benzer tuzaklaradü­şen şairler, önlerindeki birkaç yılı dahi göremeden dizelerinde adetâ ahkâmkesi­yorlar! Bir edebiyatçının taşıması gereken en basit vicdanî sorumluluktanhabersiz, çevrenin de etkisiyle kesinkes mesajlar vermeye özen gösteriyorlar. Bir edebiyatçı­nın, bir şairin, cephesi, ilkeleri, normları ve vicdanı olmayan çirkin bir savaşta taraf olmamasıgerektiği gerçeğini unutup, ucuz propagandanın da etkisiyle dizelerini bu çizgiye yaslıyorlar!

Peki, 5-10 yıl sonra ne olacak? Güncellik ayakizlerini yitirecek, belki bölgede kalıcı anlamda bir barış sağlanacak ve bizler geçmişte vahşetin bir yüzünü öptüğümüz için aynalardan kaçacağız!

Elbette şiirin gündemle arasında koyduğu mesafenin derecesini saptayacak bir ölçü yok elimizde. Ama deneyim ve bilgilenme sonucu öğrendiğimiz çok somut bir ger­çek var: Şiire kan bulaşmamalı...

Şiire, en başta, hayatın acı-tatlı duyarlıkları, bugün için tabukabul edilen kimi ayrıntıları ve anlamı atom parçacıklarına ayırarak yeni anlamlar yaratacak denli geniş ufuklu bakış açıları bulaşmalı. Ama kan, hayır!

Şiirdeki ölçüsüzlüğü,anlamın olanaklarının özgürce araştırılması olarak düşünüyorum; bu deneyselgirişimin kanallarını açacak olan da yine bizzat toplumsal ha­yatın kendisi. Ancak burada yakalanan ayrıntılar, kalıcıbir zeminde yankı bulmadığı takdirde eskimeye yüz tutuyor. Somut hayatın karşısına iddialıduyarlıklarla çıkmayı başarabilen edebiyatçılar ise yarının ayakizini de bulabiliyorlar. Gündemdeki birkaç önemli konuyu alelacele dizelere hapsetmek için çabalayanlar ise en fazla birkaç antolojide yer alıyorlar. Ne kötü talih!

Bu arada, şiire gündemin katışıksız sinyallerini aktaran somut hayat, ortaya çıkan berbat ürünler karşısında bir süre sonra kendisini tanıyamayacakhâle geli­yor! Somut hayatın karmaşası, her geçen gün eklemlenen yeni boyutlarıyla biçim de­ğiştirirken, güncele takılıp kalan şiir ise bu sürecin gerisinden nal topluyor!

Gerçek şiir, varsa böyle bir şey, gündemdeki güncel hayatın çok ötesinde bir yerde; ama etkisi güncelin damarlarına da yayılmakta. 0 öyle bir ışık demeti ki, hiç umulmadık, beklenmedik bir zaman diliminde, esrik hayatın pespaye olmamış birkaç noktasından beliriveriyor. Üstelik kendisini anlatmak için reklâmlara, dedikodulara, medyatik girişimlere ve ödüllere de ihtiyaç duymuyor. Usulca, belki de sadece birkaç kişinin zihninde canlanıveriyor; büyülü bir zaman dilimi bırakıyor geriye ve çekip gidiyor...

Bizlerse, gündelik ayrıntıların aslında yazılmamış birer şiir olduğunu bilmeden, çok uzaktan izliyoruz olup biteni...

 

 

Express dergisi, 25 Mart 1995, Sayı: 61

name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=243" id="ctl00">

Cihan Oğuz, 2005-2017

Cihan Oğuz Facebook  Cihan Oğuz Twitter  Cihan Oğuz Instagram

Web Sitesi Tasarımı ve Yönetim Paneli