name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=241" id="ctl00">AnasayfaHakkındaKitaplarıRöportajlar
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=241" id="ctl00">
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=241" id="ctl00">

"KÖTÜ BİR ELEŞTİRİ" NASIL YAZILIR?

 

 

     Şair Salih Bolat'ın Berlin'de Türkçe yayımlanan "Şiir-lik" dergisinin Haziran 1997 tarihli sayısındaki "Bir Kitap" köşesinde, Akif Kurtuluş'un Avesta Yayınları'ndan çıkan "KırgınlıklarGalası" adlı şiir kitabı için "döktürdüklerini" okuyunca, önce gözlerime inanamadım: Eğer bu yazılanlar soğuk bir şaka değilse, ya kasıtlı olarak kaleme alınan ve muhataplarını yazınsal anlamda provoke etmeyi amaçlayan bir yem idi, ya da safdillikle yazılmış bahtsız bir eleştiri!

     Bolat, Akif Kurtuluş'un "Kırgınlıklar Galası" adlı yapıtı için, ben şiirle ilgilendiğimden bu yana hep öne sürülen o 'malûm' iddiayı yeniden gündeme getirerek, "Kırgınlıklar Galası da, önceki iki kitapta yer alan şiirler gibi, İsmet Özel-Cemal Süreya-Ece Ayhan üçgeninde filizlenen duyarlıkla örülmüş şiirleri içeriyor" sözlerini kullanıyor. Buraya kadar mesele yok. Anlaşılan yapıta getireceği çözümleme için şimdiden silahlarını belirlemiş! Ama bundan sonraki sözler, şiirden anlayanlar için tüyler ürpertici yanlışlar ve tanımlamalar içeriyor:

     "Akif Kurtuluş'un şiirleri, şiirimizin bu Bermuda Şeytan Üçgeni'nde, İsmet Özel'in "asi"liğinden oluşan kenara, Cemal Süreya'nın "ironi"sinden oluşan kenara, Ece Ayhan'ın da "sözcük provokasyonu"ndan oluşan kenarına yakın duruyor. İmge parlaklığıyla göz kamaştıran bu üç ilginç şairin oluşturduğu üçgenin, bir dar açılı üçgen olduğunu da belirtmeliyim. Oysa, örneğin Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat ve Orhan Veli'nin oluşturduğu üçgen, geniş açılı bir üçgendir. Bu yüzden de, bu geniş açılı üçgenden şiirini besleyen bir şairin gidebileceği yolun uzunluğu açısından, daha olanaklıdır. Ama İsmet Özel, Cemal Süreya ve Ece Ayhan'ın oluşturduğu üçgenden şiirini besleyen bir şair için aynı şeyi söylemek biraz zordur."

     Nasıl?

     Demek -haydi İsmet Özel 'özel konumu' nedeniyle savunulmasın!- Cemal Süreya ile Ece Ayhan, meğer şiirimizin 'Bermuda Şeytan Üçgeni'nde imiş! Salih Bolat gibi imgeye dayalı şiiri oldukça usta şekilde kullanan ve yapıtlarında tarihselliğe yaslanma açısından da kendisine yeni olanaklar yaratmayı başarmış bir şair için bunları cesaretle söyleyebilmek ne acı! Haydi, dergideki yarım sayfa yazıyla bir çırpıda dört büyük şairi harcadın, ya seçenek olarak sunduğun Melih Cevdet Anday-Oktay Rifat-Orhan Veli 'geniş açılı üçgeni' ne anlama geliyor? Yoksa, biz farkına varamadık da, Melih Cevdet ile Oktay Rifat'ın, "Garip" anlayışına dayalı şiirlerini neredeyse yarım asır önce terkedip, o Bolat'ın yazılmasına bir türlü anlam veremediği imgeyle yazılı şiire -şiir başka türlü nasıl yazılacaksa!- dönüşleri uzayda mı gerçekleşti? Sahi, Salih Bolat'ın bu iddiasına göre, genç yaşta ölen ve şiir düzeyini Garip akımında somutlaştırıp yeni bir şiirsel anlayışa yönelmeye vakit bulamayan Orhan Veli'nin aziz ruhu bu geniş açılı üçgeni nasıl oluşturdu acaba? Salih Bolat okurla dalga mı geçiyor?

     Bu cahil cesaretiyle kaleme alınmış iddiaları bir yana bırakıp, şiirseverlere örnek olarak gösterilecek bir "kötü eleştiri" yazısının öteki ayrıntılarına değinelim: Akif Kurtuluş'un, "Gül ve Pençe" adlı şiirinde, İsmet Özel şiirinin kıyılarında dolaşan bir "ben"e rastlama olasılığımız oldukça yüksekmiş! Örnek verdiği dizeler de şöyle:

     "bir nümayişin orta yerindeyim

     beni ayıplayacak bir yalnızlığım bile kalmadı

     belki tek bir hülya kalacak benden

     iki uyku arasındaki bir sayıklama gibi:

     kalbimle ruhumu kimsesizler mezarlığına gömmüşüm

     aklım cenazeye çelenk göndermiş

     başımın üstünden geçen serçe sürüsü

     gövdemdeki yırtıktan ikiye bölüyor beni"

 

     Şimdi, Salih Bolat'ın, andığı bu dizeler ile İsmet Özel şiiri arasında bağ kuran o sığ anlayışına karşılık, diyelim ben de şu dizeleri örnek göstersem, bunun sonu nereye varacak?

 

     "kollarında upuzun şafak cesedi

     gözlerin çatlamış iki kul saati

              ve sürekli sızan zaman

     camın, çeliğin ve otomobilin uğuldayan destanı

              kulaklarında, yazın türküsü.

     biz bunları anlayabilirdik, denizin çekilişini

     soyulmuş elmanın bıçaktaki nemini

     anlayabilirdik, yağmuru."

 

     Bu dizeler de, Salih Bolat'ın son kitabı "Uzak ve Eski"nin ilk şiiri olan "Anlayabilmek"ten alındı! Sizce, aynı kör mantıkla bakıldığında, bu da İsmet Özel'i andırmıyor mu?

     Salih Bolat, söz konusu yazısında, Akif Kurtuluş'u, "...çarpıcı eğretilemelerle parlak imgeler oluşturmakta oldukça usta" şeklinde nitelendirerek, babaannemin öğütlerine benzer sözler mırıldanıyor: "Ne var ki bu ustalık, büyük ölçüde yalnızca imge oluşturma ustalığı olarak kalabiliyor. Oysa şiir bütünsel bir yapı, organik bir bütündür. Yani şuna benzetebiliriz: Özgün malzemeler kullanarak, pek özgün olmayan bir yapı ortaya çıkaran bir mimar..."

     Pes doğrusu! Salih Bolat, bir şairde aranan en önemli niteliklerden olan 'çarpıcı eğretilemeler' ile 'parlak imgeler oluşturma' becerisine şapka çıkardıktan sonra, kendi deyimiyle, şiiri bütünsel bir yapı haline getiren ve organik bütünlüğü sağlayan o 'sihirli formül'ün ne olduğunu bir türlü söylemiyor! Acaba, kendisi de mi bilmiyor?

     Hele yazıda yer alan Akif Kurtuluş'un televizyon kültürüne de çok fazla güvendiği iddiası, tam anlamıyla bir komedi! Kurtuluş, şiirini oluştururken, "ama, özenle sakladım bunu medyadan", "adına kazı denen bu canlı yayını şimdi bir biracıdan izlerken", "birazdan araya suretini sokacaklar reklam kuşağında", "işte sonunda dizi film oldu hayatının son çeyreği" ve "bir gölge hızıyla geçti sansürden alışkanlıkların" dizelerine yer verdiğinde, Bolat'ın bozuk bir Türkçeyle süslü "İnsan duyarlılığı, eni konu bir teknoloji olan televizyonla sınırlandırıldığında, ne derece şiirsel nesne değeri taşır?" itirazıyla karşılaşıyor! Burada Bolat, herhalde, "alt tarafı bir teknoloji ürünü olan televizyon" ya da "altı üstü bir teknoloji ürünü olan televizyon" demek istedi! Yoksa, Türkçede, 'enikonu bir teknoloji olan televizyon' diye yazılabilecek bir niteleme sıfatı bulunmuyor!

     Bolat'ın sözünü ettiği dizelerin tamamı, Akif Kurtuluş'un "Gül ve Pençe" adlı şiirinden alınmış. Kurtuluş'un şiiri ile İsmet Özel arasında bağ kurmaya çalıştığı dizeler de aynı şiirden seçilmişti. Galiba Salih Bolat, kitaptan bir tek bu şiiri okumuş olacak ki, 48 sayfalık bütünü hiçe sayıp ve yüzlerce dizeyi bir yana atıp, üstelik yapıtın en çarpıcı bölümünü oluşturan o tek şiirden alıntı yaparak, "İnsan duyarlılığı, eni konu bir teknoloji olan televizyonlasınırlandırıldığında, ne derece şiirsel nesne değeri taşır?" diye sorabiliyor!

     Demek, şair-eleştirmenlik, gerçekten de bir handikap imiş! Hele iyi şair olmak, eleştirmen olmaya hiç yetmiyormuş! Şiirlerini her zaman severek ve ilgiyle okuduğum, bir yapıtı yayımlandığında da üzerinde yazı yazmak için can attığım sevgili Salih Bolat, beni gerçekten büyük hayal kırıklığına uğrattı. O yüzden de, 1987-1990 yılları arasında yayımlanan Edebiyat Dostları dergisinin son döneminde 'fikir kavgası' vererek yollarımızı ayırdığımız Akif Kurtuluş'un "Kırgınlıklar Galası" adlı yapıtını savunmayı herkesten önce ben üstlenmek zorunda kaldım. Yanlış anlaşılmasın, bundan yüksünmüyorum; zira Akif Kurtuluş'un bu kitabı, Salih Bolat'ın iddialarının aksine, Türk şiirinde örnek bir yapıttır. Sessiz kalmak, şiirimiz için haksızlık olurdu!

     Salih Bolat'a içten bir önerim olacak: Polemik, cidden edebiyatımız için iyi bir temrin, güzel bir antrenmandır. Buna sözüm yok. Ama okuru enayi yerine koyarak, Türk şiirinin temel taşları sayabileceğimiz Cemal Süreya ve Ece Ayhan'ı dar açılı üçgen gibi görüp, yarım sayfada -temelsiz- harcadıktan sonra, yerine Melih Cevdet-Oktay Rifat-Orhan Veli geniş açılı üçgenini ikame etmek, sadece sevimsiz bir şaka değil, aynı zamanda edebiyatın ruhunu da hedef alan isabetsiz bir atıştır!

     Gelsin, bunlardan vazgeçsin. Yoksa, ola ki bundan iki kuşak sonra bir aklıevvel çıkıp, "Salih Bolat'ın şiiri, II. Yeni'nin açtığı yataktan devraldığı mirası yoğun imgesel tonlar ve özgüneğretilemelerle birleştirerek, tarihsel bir atmosfer fonunda edebiyatımızın deryasına doğru akıtmayı başarabilmiş bir anlayışı içermektedir" der, Bolat da ne yapacağını şaşırır!                             

   

 

 

 

Virgül dergisi, Şubat 1998, Sayı: 5

name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=241" id="ctl00">

Cihan Oğuz, 2005-2017

Cihan Oğuz Facebook  Cihan Oğuz Twitter  Cihan Oğuz Instagram

Web Sitesi Tasarımı ve Yönetim Paneli