name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=239" id="ctl00">AnasayfaHakkındaKitaplarıRöportajlar
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=239" id="ctl00">
name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=239" id="ctl00">

MURATHAN MUNGAN VE “CENK HİKÂYELERİ”

 

 

I.

 

Murathan Mungan, öykülerine konu olarak aldığı nesneleri -bunlar ister maddi ve dolaylı birer nesne, ister tinsel anlamda değerler dizgesi olsunlar- belirli bir tarihsel bakış biçemi içerisinde ve kendisinin zaman zaman asıl özne olduğu bir perspektifte, eylem içinde canlı tutmaya çalışıyor. Sözgelimi, ilk öykü "Şahmeran'ın Bacakları"nda, Şahmerancı bir ustanın yanına çırak olarak verilen gencin, mitolojik bir olaydan yola çıkarak, son derece "güncel" bir sorgulamayı kendi bireysel yaşantısında uygulaması anlatılıyor. Türk öykücülüğünde pek denenmemiş bir teknikle, olayı birkaç anlatım boyutuyla sunan yazar, otantik ögeler ile modern insanın çelişkilerini, geleneksel bir biçimle, üstelik maddeci tarih felsefesinin duyarlılık alanlarında yoğunlaştırarak sunuyor.

"Cenk Hikayeleri"ndeki nostalji, vulgar bir anlatımın sınırlarında tutsak kalmayarak, çelişkilerin arttığı "yeni dünya"nın hangi tarihsel geleneklerin (törelerin) uzantısı olduğuğunu işaret etme işlevini de yükümleniyor. "Ökkeş ile Cengaver"de olduğu gibi, "töre"nin katı yasalarına karşın dost kalabilen, "yaşanan"a ortak tavır alabilen insanların "eylem namusları", değişik öykülerde de özenle vurgulanıyor.

Belli imler aracılığıyla; dostluk, arkadaşlık sorunsalını tarihsel bir konjonktür içerisinde, ama öykünün teknik gücünden (sosyolojik oportünizme) ödün vermeden irdeleyen Murathan Mungan, bu tavrını "Kasım ile Nasır" adlı öyküsünde de sürdürerek, yüzyıllarca önce törelerin neden olduğu bir "kardeş kavgası"nı bugünkü "Kahramanmaraş Olayları" ile özdeşleştirip, Walter Benjamin'in, "...tarih'i bir değişmezlik olarak algılamayı sürdürerek değil, onun içindeki değiştirici ögeleri öğrenerek Tarih'i kendimizin kılmak zorundayız" biçimindeki tezini, öykülerindeki yaşantılarla zenginleştirmektedir. Buna göre, tarihin bir döneminde yaşanmış bir olayın bugünkü moral değerlerle irdelenmesi, yazarın asıl sorun noktasını oluşturmaktadır.

Murathan Mungan, çoğu kez geriye dönüşlerle anlatım olanağı bulduğu olaylar aracılığıyla, "çocukluk" dönemine değgin bir yığın bireysel sorgulamayı da öykülerinde çıkış noktası olarak kullanmaktadır. Nitekim, "Kasım ile Nasır"da, babalarının "kesik başı" yüzünden birbirine düşman olmak zorunda kalan iki kardeşin cenk ederken "çocukluk" dönemlerini anımsamaları, öyküde psikanalitik ögelerin de varolduğunu tanıtlıyor. Öykü kahramanlarının pek çoğu, yaşadıkları ân'ı, çocukluk çağlarının bir uzantısı olarak yeniden değerlendirirken, nostaljik bir çemberin içinde kendi bireysel yaşantılarını da sorguladıklarının ayrımındadırlar. Yazar, bu noktada kendisi ile öyküdeki kahramanlar arasında bir özdeşleşim sağlayarak, neredeyse kendi inançlarını onlarda simgeleştirmektedir...

 

 

 

II.

 

Murathan Mungan'ın öykülerinde "sevda"nın da bir tema olmaktan öte anlamı vardır. Sevdası için ölüme göz kırpan Temir, bir tutam sevgi için bireysel yaşantısındaki çelişkileriyle tavır geliştirmeye çalışan İlhan, bir nehrin iki kıyısında (iki ayrı dünyada) birbirini özleyen, ancak cenk etmek zorunda kalan Ensar ile Civan, aslında, modern dünya içinde giderek yozlaşan ve metalaşan ‘sevda’ya karşı derin bir özlemin simgesi olarak canlandırılırlar: Murathan Mungan, sevdanın giderek yiten etkinliği karşısında, bir öykü kahramanının ağzından şu belirtiyi sunar:

"Saatlerce konuşmak isterdim daha. Bütün sözcüklerle konuşmak. Derin, sarsıcı cümleler bulmak isterdim. Özetleme gücü yüksek benzetmeler yapmak isterdim. Bugüne değin bütün öğrendiklerimi bir çırpıda anlatmak isterdim sana. Ama bir işe yaramayacak biliyorum. Ama hiçbir şey, hiçbir işe yaramayacak galiba. Sevgi her şeye yetmiyor.

Sevgi hiçbir şeye yetmiyor."

"Binali ile Temir" adlı öyküde, Temir adlı çobanın, yaralı bulduğu bir kaçak eşkıyaya, Binali'ye, kendi bireysel tavrından ödün vermeksizin (Ve aslında Binali'nin 'eylem namusu' taşımadığını da vurgulayarak) "sevdalanışı" anlatılır. Sade bir çoban olan Temir, dağların korkulu rüyası Binali'yi dize getirir; ne ki, yarası iyileştikten sonra ormanda Temir'i bulan Binali, O'nu acı çektire çektire öldürür. Temir, sevgiyi bulduğu, sınadığı için ölümü seçmiştir.

Murathan Mungan'da "sevda" sorunsalı oldukça girift bir yönelim kazanırken, nesnesinin bireysel yeğleme hakkı sürekli ön planda tutulur. Hemen tüm öykülerde, yazar gizemli bir yeğlemeyi öykü kahramanlarının kişiliğinde yoğunlaştırma yolunu seçer. Ancak, sevda'nın özgürleşimine kavuşabilmesinin, varolan törelere karşı insanların ortak tavır almasına ve eylem namuslarını bu tavrın dolaylı öznesi durumuna getirmesine bağlı olduğunu değişik imlerle vurgulayan Muratan Mungan, tarih'i, bir tür eylemlerin tarihi biçiminde algılar...

 

 

III.

 

"Cenk Hikayeleri"nde, değişen ve dönüşen bir dünyada giderek başkalık kazanan birey ve toplum ilişkileri her zaman ön planda yer alıyor. Bu ilişkilerin niteliği, bugünü dün içinde sorgulamak kaygısıyla, yer yer mitoslarla da onaylanmasına karşın, öykülerde netleşmeyen bir yan bırakabiliyor. Örneğin, öykü kahramanlarını törelere karşı tavır almaya yönelten zorunluluk, kahramanların kendi bireysel seçimleri ile spontane bir anlam kazanırken; aslında bu durumun, bizzat yazarın yabancılaştırma tekniğine başvurarak senaryolaştırdığı ilişkiler karmaşası biçiminde dile gelen öznel bir tavır olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Murathan Mungan, her öykü kahramanını, kendisi yaşıyormuşçasına canlandırarak, öteden beri ilgili olduğu tiyatro dilini öykülerinde başarıyla kullanıyor. Bu durumun öyküye yeni boyutlar getireceği bir gerçektir; ancak, öykünün kendine özgü anlatım biçeminin modernize olurken ne ölçüde örseleneceği ya da yenilik kazanacağı sorunu, özelinde yine Murathan Mungan'a bağlıdır.

Yazar, değişen dünyanın dinamik ve karmaşık ilişkilerini en iyi biçimde yansıtan şu satırları, "Yılan ve Geyiğe Dair" adlı öyküsünün bir bölümünde veriyor:

"Geyik, bilmediği bir şeyi anımsattı yılana.

İlk karşılaştıklarında.

Bilmediği, ya da bilmezden geldiği, ya da bilmeyeceği, bilemeyeceği.

Güçlüsün, zehirlisin ve açsın,

beni yutarsın istesen, dedi.

Ama unuttuğun bir şey var, ben senden daha büyüğüm, beni yuttuktan sonra, en azından beni sindirene, eritene kadar bir zaman benim biçimimle yaşarsın, benim biçimimde yaşarsın. Daha sonra zaten erimiş olurum, sende erimiş olurum. Etine, kanına, canına karışmış olurum.

Sen eski yılan olmazsın.

Beni öldürmek, kendinde yaşatmaktır .

Hiç kimse öldürdüğünü unutmuş değildir çünkü.

Unutabilmiş değildir."

 

Murathan Mungan, öykülerinde, tarihsel bireyi eylem içinde canlandırarak, yaşantıya değgin yanıtlanmamış, yanıtlanamamış ve yanıtlanması engellenmiş sorunları, merkezinde insansal duyarlılığın yer aldığı bir düşünce biçemi kapsamında irdeleyip, gelenekselden yararlanmakta; gelenekseli mitolojik verilerin yardımıyla bugüne uyarlamakta ve insanı dönüştürücü niteliğiyle öykülerinde yeniden yaratmaya çalışmaktadır. "Cenk Hikayeleri", bu niteliğiyle, özgün, duyarlı ve dönüşümcü bir iç dünyanın ürünü olmayı başarabilmiştir.

 

 

 

 

 

Milliyet Sanat dergisi, 1 Şubat 1987, Sayı: 161

 

name="ctl00" method="post" action="Default.aspx?SayfaId=239" id="ctl00">

Cihan Oğuz, 2005-2017

Cihan Oğuz Facebook  Cihan Oğuz Twitter  Cihan Oğuz Instagram

Web Sitesi Tasarımı ve Yönetim Paneli